Prof. Dr. Emre Alkin Yorumluyor
Dün hatırı sayılır tecrübeye sahip, işinin ehli finansçılarla beraber güzel bir sohbet yaptım. Sohbetin konusu elbette Türkiye idi. 
 
Açıkçası hiç birimizin aklına Trump, Merkel ya da erken seçime doğu giden İngiltere gelmedi. Çünkü toplamda 2 saat süren görüşme esnasında Türkiye'nin meselelerinden bunlara sıra gelmedi.
 
İlk bahsettiğimiz mesele elbette referandumdu. Ben de Türkiye'de "kural tanımamazlık" eğiliminin çok kadim olduğunu, okullardan hastanelere, stadyumlardan devlet dairelerine kadar bunun bir gelenek olduğunu söyledim. "Kanun böyle der ama uygulama farklıdır" sözünü her yerde duyabilirsiniz Türkiye'de. Bu durum ya kanunun pratik hayatla bağlantısının kopukluğundan ya da uygulayıcının kanunun o haliyle istediğini yapamayacağını anlamasından kaynaklanır. Kanunların üstün olmadığı veya kanunların üstünde birşey olmadığı kabul edilmiyorsa, hukukun üstünlüğünden bahsedilemez elbette.
 
İkincisi konu, geçen yıl 15 Temmuz'daki darbe girişiminden sonra bürokrasiden el çektirilenlerin yerine atananların durumuydu. "Güvenilir" diye bilinenlerin atanması maalesef hem tecrübe hem de bilgi açısından liyakat sorunları ortaya çıkardı. Sektörlerle ilgil sorunların aktarıldığı makamlarda inisiyatif alarak çözüm üretecek insan sayısı azalmış gözüküyor. Bundan başka bürokrasi ve siyasetin darbe girişiminin arkasındaki terör örgütünün sempatizanı olanlardan ya da doğrudan dahil olanlardan tam olarak temizlenmediği konusunda ciddi şüpheler de var. 
 
"Peki burada yatırım yapılır  mı ?" şeklinde gelen bir soruya şöyle cevap verdim. "2015 yılının Nobel Ekonomi Ödülünü alan Dr. Deaton, gelirde sert bir düşüş yaşansa da, tüketimde bu sertlikte bir düşüş yaşanmadığını kanıtlamış. Türkiye'de yaşayan insanların önemli bir kısmı kendilerini orta gelir düzeyinde sandığı için, burada da tüketimin devam edeceğini görüyorum. Dolayısıyla Türkiye'de başta konut olmak üzere perakende, gıda, otomotiv, beyaz eşya, elektronik, mobilya ve giyim üzerine devinim dalgalanarak yükselmeye devam edecek. Bunları Türkiye'de üretmek isteyen çekeceği acıya katlanacak, ithal edip satmak isteyen de Ekonomi Bakanlığının koyduğu tarife ve tarife dışı engellere katlanacak."
 
Özetle, Türkiye'deki yatırım ortamına katlanabilecek olanlar yatırım yapacak elbette. Ancak ithalat vergilerine ve gümrükteki engellemelere rağmen yurt dışından mal getirip satan da olacak. Marka, tasarım, inovasyon, ar-ge ve teknoloji anlamında teşvikler mevcut olsa bile bugünkü politik, sosyal ve ekonomik ortam bu yatırımlar için müsait değil. Sürekli inşaat yapmayı merkeze koyan bir ekonomik modelle reel sektör elinden geleni yapıyor desem yanlış olmaz.