Prof. Dr. Emre Alkin Yorumluyor
Haftayı kapatırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yurt dışı temaslarını dikkatle izliyoruz. Elbette, NATO zirvesinde TRUMP'ın yaptığı çıkışlar da dikkat çekici oldu. Belki de "NATO'ya borçlarınızı ödeyin" şeklinde sert bir çıkış yapan ABD Başkanı'na cevaben  NATO'nun İŞID'e karşı koalisyona katılması önemli bir gelişme oldu. 
 
Türkiye'de her ne kadar döviz kurları Euro/Dolar paritesinin oynaklığını göre değişiyor gibi gözükse de, Dolar ve Euro'nun TL'ye karşı güçlü duruşu devam ediyor. Euro/TL en son Mart Ayında 4.00 seviyesinin üzerindeydi. Sabah itibarıyla bu seviyelere geri döndüğü gözüküyor. Avrupa'ya ihracat yapan firmaların bu durumdan hoşnut olduklarına şahit oldum. Demek ki ihracatımız kalite/fiyat rekabetinde yola devam ediyor. Bilgi rekabetinden hala çok uzağız.
 
Fed üyeleri, yılın ikinci yarısından itibaren bilançoyu küçülteceklerini söylüyorlar. Bu da faizleri yükseltme adımlarından daha hızlı şekilde para miktarını kısacaklarını gösteriyor. Bu durumda önümüzdeki 2-3 yıl boyunca faizlerin yükselmeye devam edeceğini söyleyebiliriz.Türkiye'de sürekli olarak faiz ile ilgili tartışmalar olduğu için bu hatırlatmayı yapma gereği hissettim. 
 
Bugün Türkiye'de borçlanma maliyeti finansal kurumlar için % 12 ile 15 arasında. Bugünden bir yıl sonraki enflasyonun % 10 seviyesinde gerçekleşmesi durumunda 2 ile 5 puan reel faiz anlamına gelir. Eğer enflasyon daha düşük seyrederse reel faiz daha da yükselecek. Ancak faizi belirleyen sadece enflasyon değil. Kredi alan kurumların risk ölçümleri ve daha önce verdikleri kredilerin geri dönmeyen kısmı da puan olarak faize ekleniyor. 
 
Aslına bakılırsa finansal kurumların "amma da kar ediyorlar" şeklinde tepki alan bilançoları nakit değil kaydi bir büyüklüğü gösteriyor diyebiliriz. Dolayısıyla değerlendirmeleri yaparken gazete manşetleri veya sığ sohbetlerden değil, elle tutulur değerlendirmelerden yola çıkmak en doğru davranış olacaktır. 


     




© 2011 www.muhasebevergi.com Tüm Hakları Saklıdır.