Prof. Dr. Emre Alkin Yorumluyor
Piyasaların aklını kurcalayan belirsizliklerin sayısı giderek artmaya başladı. Önem sırasına göre maddelersek:
 
- Fed'in faiz kararı
- Brexit sonrası Yeni Avrupa
- Petrol Fiyatlarının sert düşüşü
- Amerikan Seçimleri
- İtalya Ekonomisi ile ilgili endişeler
 
Türkiye'ye bakarsak, yukarıda bahsedilenlerin üzerine şunları ekleyebiliriz:
 
- Anayasa değişikliği takvimi
- Erken Seçim ihtimali
- Ekonomide çağın gereklerini yakalayamamak
- Enflasyondaki direnç
- Faiz tartışmaları
- Mülteciler ve Orta Doğu Politikası
- Terör
- AB ile ilişkiler
 
Demek ki Türkiye'nin göğüslemesi gereken madde sayısı gelişen ülkelerin meşgul olduğundan daha fazla. Hal böyleyken döviz kurlarındaki düşüşlerin alım fırsatı olarak kullanılmasını doğal olarak karşılamalı. Özellikle Türkiye'nin bütçe açığı ve cari işlemler açığı ile ilgili yaklaşımlarının tasarruflar iç piyasa ve  büyüme üzerinde ki olumsuz etkileri görmezden geliniyor. 
 
"Herkes itiraz ediyorsa demek ki doğrusunu yapıyoruz" söylemi teknolojinin ve özelikle bilişimin fazla kullanılmadığı bir önceki yüzyıla ait bir paradigmaya aittir. Bugün ekonomi politikalarına karar verenlerin bazılarında bu eğilim net bir şekilde görülmektedir. İşin doğrusu kendi sanayicisine, tüccarına veya esnafına fazla değer vermeyen bir ülkenin yabancı yatırımcıya değer vermesi imkanı pek yoktur.
 
Çünkü Türkiye Ekonomisinde gelir ve harcamaların aslan payını devlet almaktadır. Gerektiği zaman da istihdam, harcama ve yatırım gücünü kullanarak haklın tasarruflarını azaltmak pahasına kullanmaktadır. Bir anlamda "siz bana mecbursunuz" demektedir. 
 
Bunları neden yazıyorum ? Çünkü eskiden kriz olduğunda önce devlet sıkıntıya düşerdi. İç borçların döndürülmesi sorunu çıkardı ve kamu ödeme güçlüğü çekerdi. Geride bıraktığımız yıllarda devletin gelir-gider yapısında düzelme oldu ve krizlere dayanaklı hale geldi. Ancak "aşırı güven" ve devletin katlanarak büyümesi dengeleri tekrar bozmaya başladı. Bunun üzerine özel sektörün sürekli büyüyendış borcu da eklenmiş durumda. 
 
Türkiye Ekonomisi'nin artık başka bir felsefe ve büyüme modeline ihtiyacı olduğu net olarak gözüküyor. Dolayısıyla devletin ara sıra özel sektör ve vatandaşın "gönlünü almak" için açıkladığı paketlerle istikrarlı bir kalkınmayı sağlamak mümkün değil.  Yabancı yatırımcılar bu sebeple sürekli kapıya en yakın masaya oturuyorlar. En ufak bir sıkıntıda en az zararla çıkmak için yegane çare bu gözüküyor.
 
Rahmetli babamın dış ticaret, kur rejimi ve faiz ile ilgili sürekli kullandığı bir söz vardı: "Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değecekse tamam". Bu uyarıyı sanıyorum bütün işlerimiz için değerlendirmeliyiz. 


     




© 2011 www.muhasebevergi.com Tüm Hakları Saklıdır.