Prof. Dr. Emre Alkin Yorumluyor
Dün istanbul bir kez daha terör saldırılarının hedefindeydi. Bulunduğumuz coğrafyada her gün yaşanan acı olaylara bir yenisi daha eklenmiş oldu. Bir kez daha söylemekten geri durmayacağım: Hepimizi üzüntüye boğan bu hadiselerin hiç birini para ve sermaye piyasaları dikkate almıyor.
 
Şunu hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki, para ve sermaye piyasaları 21. yüzyılın en önemli paradigma değişikliğini yarattı. İlk örnek, "her hangi bir şey üretmeden kazanmak". Normalde siyasetçilerin veya demagogların ekmeği olan "dedikodu ve spekülasyon", para ve sermaye piyasalarının en geçerli aktifi oldu. Doğru olup olmadığını araştırmaya gerek kalmadan bir dedikoduyla bile kısa süre içinde para kazanmak mümkün.
 
Eşi dostu arayarak hisse senedi tavsiyesi veren, sonra da elinde ne var ne yoksa kimseye fark ettirmeden tavsiye ettiği ne varsa satanlar da bu piyasalarda mevcut. Hatta sırf bunun için web sitesi kuran, twitter hesabı açanlara ne demeli ? Gelişmiş Ülkelerin derin piyasalarında boğulacak ne kadar insan varsa, gelişmekte olan ülkelerin sığ piyasalarında para kazanıyor. Sanayicilerin hayalini bile kurmakta zorlanacakları rakamları bu insanlar kısa süre içinde kazanıyorlar.
 
Terör gibi toplumu derinden yaralayan olaylara karşı bu piyasanın aktörlerinin herhangi bir hassasiyet taşımadıkları, kendi gündemleri içinde yaşadıklarını söylemek maksadını aşan bir ifade olmayacaktır. Üreten insanların toplumla iç içe olmalarına karşın, bu insanlar bilgisayar ekranları arasında asosyal bir yaşam sürmekteler. Çünkü kendi gündemlerini yaşıyorlar. Bu durumun sosyolojik bir analize ihtiyaç duyduğu bir gerçek.
 
Bu tarzda yaşayan insanların kazandıracağı paralar için sayısız finansal kurumları da mevcut. Kurumsal Yatırımcının olmadığı yerde söz konusu finans kuruluşları bu "hatırlı müşterilerin" esiri haline geliyorlar. Dolar alıp satan da, hisse senetlerini alıp satan da, sayısız hesap ve kurum üzerinde işlem yaparak hisseler ile ilgili suni piyasa oluşturan da bu insanlar. Benzer olaylar gayri menkulde de yaşanıyor. 
 
Bu satırları okuyunca sol görüşlü olduğumu düşünenler olacaktır. Tam tersine iflah olmaz bir liberalim. Piyasa Ekonomisine inanıyorum. Ancak yukarıda bahsettiklerim gönlümde yatan piyasa şartlarını içermiyor. Gelişmekte olan bir ülkenin "az gelişmiş" piyasalarında nasıl haksız zenginleşildiğini anlatmaya çalışıyorum. Emek vermeden zenginleşmenin sonucu "duyarsızlaşma" oluyor. Anlatmak istediğim bu.
 
Sanayicinin, ihracatçının, sanatçının, sporcunun veya sade vatandaşın ne istediği bu insanlar için önemli değil. Döviz Kurları, Faiz veya Hisse Senetleri sadece bu insanların lehine haraket etmeli. Ülke, vatandaşlar için değil onlar ve çalıştıkları kurumlar için büyümeli. 
 
Siyasi cephe uzun zamandır "faiz lobisi" veya "döviz kuru lobisi"nden bahsediyor. Bunun için de adresi hep yurt dışında gösteriyor. Benden söylemesi : Eğer bir lobi aranıyorsa, faizin, dövizin, hisse senetlerinin, enflasyonun ve büyümenin  kendi lehlerine gelişmesini isteyenleri dışarıda değil içeride aramak daha doğru bir davranış olur. Tabii bulmak isteniyorsa..
 
 
 
 
 
 


     




© 2011 www.muhasebevergi.com Tüm Hakları Saklıdır.