Prof. Dr. Emre Alkin Yorumluyor
Bu haftanın çok neşeli geçmeyeceği anlaşılıyor. Zaten geçmesini de beklemiyordum. Orta Doğu karışık, Uzak Doğu karışık, Avrupa hepten karışık. Fed'in ne yacağı belli değil. Çin sıkıntılı. Bir tek Hindistan var ümit veren. O da tek başına dünyayı ayağa kaldıramaz.
 
Petrol fiyatlarının 40 Dolar seviyesine çarpıp geri döndüğünü görüyorum. Altının da takati kesilmiş durumda. Hisse senedi piyasaları ya yatay ya da negatif seyirde.
 
Perakende Sektörü'nün kalbinin attığı Paris'ten bu satırları yazıyorum size. Dün akşam küresel bir markanın temsilcileriyle bir araya geldim. Bana "küresel ekonomi ne durumda" diye sordular. Ben de "Çin ve Hong Kong iyi değil, ABD toparlanıyor, Avrupa karışık, Orta Doğu malum, Rusya'nın toparlanması zaman alacak" şeklinde  özetlenebilecek bir konuşma yaptım.
 
Elbette, Türkiye'yi de sordular. Eskiden, yani 1990'larda bu soruyu sorsalar mutlaka "En büyük Türkiye" isimli konuşma metnini çıkarır okurdum. Ancak günümüzde herkes herşeyi gayet iyi biliyor, takip ediyor. Bu sebeple iç tüketimin her zaman yüksek potansiyele sahip olduğunu, eğitim konusundaki sıkıntıların yanında, diplomatik bunalımları idare etmeye çalıştığımızı anlatan kısa bir izahat vermek zorunda kaldım. Gelen sorulara da Türkiye'nin kaliteli bir iş gücüne sahip olduğunu, kendi ayağına kurşun sıkan uygulamalar olmasa % 4'lük büyümenin işten bile olmadığını, ancak katma değer yaratmada sıkıntılarımız olduğunun altını çizerek cevap verdim.
 
Başka türlü konuşsam kaşlar kalkacaktı mutlaka. Biz ne kadar potansiyelimizden bahsedersek bahsedelim, dışarıdaki algımız konusunda gerçekçi olmamız gerekiyor. Bundan 5-6 yıl önce her çeşit parametrede "en hızlı gelişen" ünvanına sahip olan Türkiye hakkında bugün, kadın haklarından başlayarak bir çok konuda gerilediği konuşuluyor. Biz istediğimiz kadar "öyle değil böyle" desek boş. Algı bu ve bunu değiştirmek bağırıp çağırmakla olmayacak.
 
Dolayısı ile ekonomiden para ve sermaye piyasalarına kadar istikrarın gelmesi için, bugüne kadar yapılandan farklı işler yapılması gerekiyor. Kalkınmanın gayri menkul veya menkul kıymetler ile değil, sadece üreterek değil, özgür ve sürekli gelişen bir eğitim sistemi ile olacağını anlamak lazım.
 
Para ile değer, mal ile çözüm ve nihayetinde gelişmiş ve gelişen arasındaki farkı da bu belirliyor.
 
 
 
 
 
 
 


     




© 2011 www.muhasebevergi.com Tüm Hakları Saklıdır.